4 Mart 2010 Perşembe

Allah'a ibadet

Allah'a ibadet

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

«Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna, kendilerine gazab edilmiş olanların ve sapanların yoluna değil»(1 Fatiha 6-7).

Sahih bir yolla gelen haberde Peygamber (s.a.v)'in de şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

«Yahudiler, kendilerine gazab edilenlerdir ve Hıristiyanlar da sapmış olanlardır» (Ahmed bin Hanbel lV / 378. V. 77).

Nitekim Allah'ın Kitabı da birkaç yerde buna işaret etmektedir. Şu örneklerde olduğu gibi:

«De ki: 'Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size söyliyeyim mi? Allah'ın lanet edip gazaba geldiği kimse...» (5 Mâide 60)

«Gazab üzerine gazaba uğradılar» (2 Bakara 90).

«Allah'tan gazaba uğradılar ve onlara alçaklık (damgası) vurulmuştur» (3 Âl-i İmrân 112).

Hıristiyanlar hakkında da şöyle buyurmaktadır:

«Ey Kitab ehli, dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın ve önceden sapmış, birçoklarını da saptırmış, düz yoldan şaşmış bir kavmin keyiflerine uymayın» (5 Mâide 77)

«Ey Kitab ehli, dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında gerçek olmayan şeyleri söylemeyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, O'nun Meryem'e attığı kelimesi ve O'ndan bir ruhtur» (4 Nisa 171).

«Yahudiler: 'Uzeyr, Allah'ın oğludur" dediler. Hıristiyanlar da: 'Mesih, Allah'ın oğludur' dediler. Bu, onların ağızlariyle geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden inkâr etmişlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar? Hahamlarını ve rahiblerini Allah'tan ayrı rabler edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa kendilerine yalnız tek İlâh olan Allah'a ibadet etmeleri emredilmişti. O'ndan başka ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir» (9 Tevbe 30-31).

«Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah ona Kitab, hüküm ve peygamberlik versin de, sonra (o kalksın) insanlara: 'Allah'ı bırakıp bana kullar olun' desin; fakat: 'Öğrettiğiniz ve okuduğunuz Kitab gereğince Rabb'a hâlis kullar olun!' der. Ve size: 'Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin!' diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size inkârı emreder mi?» (3 Âl-i İmrân: 79-80).

«De ki: 'O'ndan başka (kendilerinde bir şeyler) sandığınız kimseleri çağırın, onlar ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de (onu) başka bir yana çevirebilirler'. O yalvardıkları da, onların (Allah'a) en yakın olanları da Rablerine yaklaşmak için vesile ararlar, O'nun merhametini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, cidden korkunçtur » (17 İsrâ 56-57).

Her türlü eksiklikten arınmış olan Allah, her namazımızda doğru yola; kendilerine gazab edilmiş ve sapmış olanlardan farklı olan ve Allah'ın kendilerine nîmet verdiği peygamberlerin, sıddîkların, şehîdlerin ve salihlerin yoluna iletmesini dilememizi emrettiğine göre, bu, kulun gazab edilmiş ve sapmışların yoluna düşmesinin korkulacak bir şey olduğunu gösterir. Nitekim Peygamber (s.a.v.)'in de haber verdiği gibi, bu durum vâki olmuştur. O, şöyle buyurmaktadır:

«Sizden öncekilerin yollarını tıpatıp takip edeceksiniz. Öyle ki, bir kelerin deliğine girmiş, olsalar, siz de ona gireceksiniz.» Ashab; Yahudi ve hıristiyanları mı? Ya Resûlâllah, diye sorunca: «Başka kim olabilir ki» (Buhari, Enbiyâ 50), buyurdu. (Hadîs sahihtir) .

Selef, doğru yoldan ayrılan âlimlerde yahudilere bir benzerlik, âbidlerde ise, hıristiyanlara bir benzerlik bulunduğu görüşündeydi. Gerçekten, sapan ilim adamlarında; sözlerin anlamını değiştirme, kalb katılığı, ilimde cimrilik, büyüklenme, başkalarına doğru olanı söylemesine rağmen kendisinin bunu uygulamaması gibi şeylerin bulunduğu; sapan ibadet ehlinde ise, peygamberlerle salihler konusunda aşırılık, ibadetlerde ruhbanlık, şekilcilik ve müziğe dalma gibi bid'atler görülmektedir.

Bu nedenle Peygamber (s.a.v.) :

«Beni Hıristiyanların Meryem oğlu İsa'yı andıkları gibi anmayın. Ben sadece kulum; Allah'ın kulu ve elçisi deyin»(Buhâri, Enbiyâ 48; Ahmed İbn Hanbel l/23, 24, 47, 55, 60; Dârimî, Rıkâk 68), buyurmaktadır.

Bundan dolayıdır ki Allah, Resûlüllah (s.a.v.)'i makamlarının en yücesi olarak, kullukla nitelemiştir:

«Eksiklikten uzaktır O (Allah) ki, geceleyin kulunu yürüttü»(17 İsrâ 1).

«Kuluna vahyettiğini vahyetti» (53 Necm 10).

«Allah'ın kulu kalkıp O'na yalvarınca (hayretten hepsi) onun üzerine üşüşüp neredeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi»(72 Cin 19).

Yine bu nedenle namazdaki oturuşlarda okunduğu gibi, cuma ve bayram hutbeleriyle nikâh ve diğer ihtiyaç anlarında okunan meşru hutbelere de: «Allah'tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed'in, O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim»cümlesiyle başlanır.

Resûlüllah (s.a.v.) de, ümmetinin kendisi hakkında, hıristiyanların Mesih konusunda düştüğü ulûhiyet dâvası gibi yanlışlara düşmemeleri için, bir kul olduğu gerçeğini sık sık vurgulamıştır. Hattâ biri: «Allah ve sen ne dilerseniz» deyince Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Beni Allah'a denk mi tutuyorsun? Aksine, Allah ne dilerse,yalnızca O» (Ahmed İbn Hanbel l / 214, 224, 283, 342).

Yine ashabına:

«Allah ve Muhammed ne dilerse demeyin. Aksine, Allah ne dilerse, deyin. Muhammed'in dilemesi (O'ndan) sonradır» (İbn Mâce, Keffarât 13)buyurmuştur.

Yine şöyle buyurmaktadır:

«Kabrimi (gidip-gelinen) bayram yerine çevirmeyin; nerede olursanız bana salât getirin, getirdiğiniz salât bana ulaşır» (Ahmed İbn Hanbel ll /367; Ebû Dâvud, Menâsik 100).

«Allahım, kabrimi tapılan bir put kılma! Peygamberlerinin kabirlerini mescid edinenlere Allah'ın gazabı çetin oldu» (Muvatta', Kasru's-Salât fi's-Sefer 85).

«Sizden öncekiler, kabirleri mescid ediniyordu. Sakın ha! Kabirleri mescid edinmeyin. Sizi bundan sakındırıyorum, bilesiniz» (Aynı kaynak).

Ümmetteki aşırılık özellikle şu iki grup içinde meydana geldi . Peygamberlerde ve Ehl-i Beyt imamlarında ulûhiyet bulunduğuna inanan Şia'nın aşırı giden sapıkları; ve peygamberlerle salihlerde buna benzer şeylerin bulunduğuna inanan tasavvuf ehli içindeki cahillerden bir grup. Her kim, Peygamberimizde veya herhangi bir peygamberde ulûhiyyet ve rubûbiyyet vehmederse, onun, hıristiyanlardan farkı yoktur. Peygamberlerin nitelikleri Kur'an ve Sünnetin onlar hakkında belirttiklerinden ibarettir.

Yüce Allah, İsrâiloğullarına hitaben şöyle buyurmaktadır:

«Elçilerime inanır, onlara yardım eder ve Allah'a güzel borç verirseniz, elbette sizin günahlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım,»(5 Mâîde 12).

Yine şöyle buyurmaktadır:

«Biz seni, (ümmetine) şahid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. (Ey insanlar, bu) Allah'a ve Resulüne inanasınız, O'nu(n dinini) destekleyesiniz, O'na saygı gösteresiniz diyedir»(48 Feth 8-9).

Bu âyetler, Resûlüllah'ın hakkını anlatmaktadır.

Allah'ın hakkıyla ilgili olarak da şöyle buyurulmaktadır:

«...ve sabah-akşam O'nu teşbih edip yüceltesiniz» (48 Feth 9).

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmaktadır:

«Rahmetim ise her şeyi kaplamıştır. Onu, korunanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım. Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi Peygambere uyarlar. O (Peygamber) ki, kendilerine iyiliği emreder, kötülükten men'eder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. Ona inanan, destekleyerek O'na saygı gösteren, O'na yardım eden ve O'nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felaha erenler onlardır» (7 A'râf 156-157).

«De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayan, esirgeyendir» (3 Âl-i İmrân 31).

«De ki 'Allah'a ve Peygamber'e itaat edin. Eğer dönerlerse (bilsinler:) muhakkak ki Allah kâfirleri sevmez» (3 Âl-i İmrân 32).

«Allah ve O'nun melekleri, Peygamber'i överler. Ey inananlar, siz de O'nu övün, içtenlikle salât ve selâm edin»(33 Ahzâb 56).

«De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, durgunlaşmasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız barınaklar, size Allah'tan, Resulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun (o zaman başınıza gelecekleri göreceksiniz) » (9 Tevbe 24).

Kur'an'da otuzdan fazla yerde Resülüllah'a itaat emr edilmektedir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

«Ey inananlar, sizi yaşatacak şeylere çağırdıkları zaman Allah'ın ve Resulünün çağrısına koşun» (8 Enfâl 24).

«Hayır, Rabb'in hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan, tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olmazlar» (4 Nisâ 65).

«O'nun (Resûl'ün) emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belânın çarpmasından, yahut onlara acı bir azabın uğramasından sakınsınlar» (24 Nur 63).

«Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resulüne çağırıldıkları zaman inananların sözü ancak: 'İşittik ve itaat ettik' demeleridir. İşte umduklarına erenler bunlardır, bunlar. Kim(ler) Allah'a ve Resulüne itaat eder, Allah'tan korkar, O'(nun azâbı)ndan korunursa, işte kurtuluşa erenler onlardır» (24 Nur 51-52).

Âyetlerde, itaat Allah ve Resulü için emredilirken, korkma ve sakınma yalnızca Allah için zikredilmektedir. Nitekim diğer âyetlerde de şöyle buyurulmaktadır:

«Yalnızca Benden korkun» (16Nahl 51).

«Sadece Benden sakının» (2 Bakara 41).

«İnsanlardan korkmayın. Benden korkun» (5 Mâîde 44).

Yüce Allah yine şöyle buyuruyor:

«Sana biat edenler, gerçekte Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli, onların elleri üzerindedir» (48 Feth 10).

«Peygamberi çağırmayı, herhangi birinizin diğerini çağırması gibi tutmayın» (24 Nur 63).

«Peygamber, mü'minlere canlarından ileridir. Onun eşleri de onların anneleridir» (33 Ahzâb 6).

Resûlüllah (s.a.v.) de şöyle buyurmaktadır:

«Ben, sizden birinize çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça o kimse îman etmiş olmaz».

Resûlüllah'ın bu sözleri üzerine Hz. Ömer:

«Allah'a yemin ederim ki yâ Resûlâllah, kendimden sonra sen bana herkesten daha sevgilisin», deyince, Resûlüllah:

«Hayır yâ Ömer, sana, senden de daha sevimli olmadıkça...» buyurdu. O zaman Hz. Ömer: «Sen bana, benden de daha sevgilisin» dedi ve Resûlüllah: «İşte şimdi oldu»buyurdu(Buhârî, İman 8; Müslim, İman 69).

Allah Teâlâ Kitabında, Resûlüllah'ın üzerimizdeki haklarını şöyle sıralamaktadır:

Resûlüllah'a itaat,

Onu sevme,

Ona değer verme,

Ona saygı gösterme,

Ona yardım ve destek sağlama,

Verdiği hükme rıza gösterme,

Ona teslim olma,

Ona uyma,

Ona salât ve selâm getirme,

Onu candan ve maldan üstün tutma,

Aramızdaki bir anlaşmazlığın çözümü için ona başvurma...

Yüce Allah:

«Kim Resule itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur» (4 Nisa 80)buyurarak Resûlüllah'a itâatin kendisine itaat anlamına geldiğini ve :

«Sana biat edenler, gerçekte Allah'a biat etmektedirler»(48 Feth 10) buyurarak Resûlüllah'a biat etmenin kendisine biat etmek olduğunu haber vermektedir. Yine:

«Size Allah'tan ve Resulünden daha sevgili ise...» (9 Tevbe 24) buyurarak sevgide;

«Allah ve Resulüne eziyet edenler...» (33 Ahzâb 57)buyurarak eziyette;

«Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse...» (4 Nisa 13)buyurarak itâatta;

«Kim de Allah'a ve Resulüne karşı gelir...» (4 Nîsâ 14)buyurarak karşı çıkmada; ve bir de:

«Allah'ı ve Resulünü hoşnut etmeleri daha uygundu» (9 Tevbe 62) buyurarak hoşnut etmede Resûlüllah'ın adıyla kendi adını bir arada zikretmektedir. Bu âyetlerde zikredilenler ve buna benzeyen diğer şeyler, Resûlüllah'ın gerçekten hakettiği şeylerdir.

İbadet ve yardım dilemeye gelince, bunlar yalnızca Allah'adır; bu konuda ortağı yoktur. Nitekim O şöyle buyurmaktadır:

«Allah'a ibadet edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın» (4 Nisa 36).

«Sadece Sana kulluk eder, sadece Senden yardım dileriz» (1 Fatiha 5).

«Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a özgü kılarak, Allah'ı birleyenler olarak O'na kulluk etmeleri emredilmişti» (98 Beyyine 5).

Aşağıdaki örneklerinde olduğu gibi bazı âyetlerde de ibadet ve yardım dilemek bir arada zikredilmiştir:

«O'na kulluk et ve O'na dayan» (11 Hûd 123).

«Ve ölmeyen diriye dayan, O'nu överek teşbih et»(25 Furkân 58).

«yalnız O'na tevekkül eder ve yalnız O'na yönelirim» (11Hûd 88).

Aynı şekilde tevekkül de yalnızca Allah'a yapılır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

«Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etsinler» (12 Yûsuf 67).

«De ki: 'O halde Allah'tan başka çağırdıklarınızı gördünüz mü, şimdi Allah bana bir zarar vermek istese, onlar mı O'nun vereceği zararı giderecekler? Bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun rahmetini durdurabilirler mi?' De ki: 'Allah bana yeter. Tevekkül edenler de yalnız O'na tevekkül ederler» (39 Zümer 38).

«Onlar ki, halk kendilerine: 'İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun!' deyince, bu söz, onların îmanını arttırdı. Ve. 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir', dediler» (3 Âl-i İmrân 173)

Dua, ister ibadet duası olsun, ister ihtiyaç ve yardim dileme duası olsun sadece Allah'a yapılır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır :

«Mescidler, kuşkusuz Allah'ındır. Öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken bir başkasını katmayın, Allah'ın kulu O'na yalvarmak için kalkınca (hayretten hepsi) onun üzerine üşüşüp nerdeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi. De ki: 'Ben ancak Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam» (72 Cin 18-20).

«Kâfirlerin hoşuna gitmese de, dini yalnız Allah'a halis kılarak O'na dua edin» (26 Şuârâ 213).

«Allah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azab edilenlerden olursun»(40 Ğafir 14).

«Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma» (6 En'âm 52).

Meleklerle peygamberlere ve başkalarına dua edenleri de kınayarak şöyle buyurmaktadır:

«De ki: 'O'ndan başka (kendilerinde bir şeyler) sandıklarınızı çağırın, onlar ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de başka bir yere çevirebilirler. O yalvardıkları da, onların (Allah'a) en yakın olanları da Rablerine yaklaşmak için vesile ararlar; O'nun merhametini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, cidden korkunçtur» (17 İsrâ 56-57).

İbn Mes'ûd'un şöyle dediği rivayet edilir: «Bir topluluk meleklere, Mesih'e ve Uzeyr'e dua ediyordu, bunun üzerine Allah buyurdu ki: Sizin kendisinden korktuğunuz, ümit bağladığınız ve yaklaşmaya çabaladığınız gibi, şu dua ettikleriniz de Allah'tan korkuyor, O'ndan diliyor ve O'na yaklaşmaya çalışıyorlar.»

Allah Teâlâ yine şöyle buyuruyor:

«Denizde size bir sıkıntı dokunduğu zaman O'ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolur» (17 İsrâ 67).

«Yahut dua ettiği zaman darda kalmışsa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden kaldırıp) açıyor ve sizi (eskilerin yerine) yeryüzünün hâkimleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var?» (27 Nemi 62).

«Onlar ki Allah ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar. Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler» (25 Furkân 68).

Allah'ı birlemekte, ibadette ve yardım dilemekte dini O'na halis kılmak, Kur'ân'ın pek çok yerinde dile getirilmiştir. Aslında bu, îmanın odak noktasıdır; İslâm'ın evveli ve sonudur. Nitekim Resûlüllah (s.a.v.) de şöyle buyurmaktadır:

«Allah'tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed'in O'nun elçisi olduğuna şehadet edinceye kadar onlarla savaşmaya emrolundum» (Buhârî, İman 17; Müslim, İman 32-36; Ebû Dâvud,' Cihad 95; Tirmizî, Tefsir sûre 88; Nesâî, Zekât 3).

«Öyle bir söz biliyorum ki, ölüm sırasında onu her kim söylerse ruhu bir ferahlık duyar» (İbn Mâce, Edeb 54).

Yine şöyle buyurmaktadır:

«Her kimin son sözü 'la ilahe illallah' olursa, cennet onun için vacip olur» (Aclûni, Keşfu'l-Hafâ ll /273).

«La ilahe illallah» dinin ve îmanın kalbi, öteki ameller de diğer organlarıdır. Resûlüllah (s.a.v.)'in:

«Muhakkak ki ameller niyetlere göredir. Herkes için ancak niyet ettiği vardır; her kimin hicreti, Allah ve Resulü için ise hicreti Allah ve Resulü içindir. Her kimin hicreti, elde edeceği bir dünya veya evleneceği bir kadın için ise, hicreti kendisine hicret ettiği şey içindir» (Buhârî Cenâiz 1; Ebû Dâvud, Cenâiz 16; Ahmed bin Hanbel V/233-247) hadîsi niyetin, kalbe dayalı bir amel olduğuna ve onun, amelin temelini oluşturduğuna ilişkin açık bir delildir. Dini Allah'a halis kılmak, sadece O'na ibadet etmek ve getirdiği şeylerde Resûlüllah'a uymak, Allah'tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmektir.

Bu nedenle Şeyh Yahya es-Sarsarî'nin, Resûlüllah (s. a.v.)'i öven kasîdelerindeki, Resûlüllah'tan yardım istemeyi dile getiren: «Sana sığınırım, senden yardım ister ve senden güç kuvvet dilerim» gibi sözlerini reddediyoruz. (Buhârî, Bed'u'l-Vahy 1; Müslim, İmare 155; Ebû Dâvud, Talâk 11:Nesâi. Tahare 59, Talâk 24; İbn Mâce, Zühd 26)

İnsanların, doğru kimselerden ve kendilerini onlara benzetenlerden yardım dilemelerini ve onlara sığınmalarını da kabul etmiyoruz. Bu konuyu halkın ve seçkinlerin bulunduğu topluluklarda dile getirip Tevhid'i açıkladık. Allah'ın izniyle onlar bu açıklamalardan yararlanmışlardır.

Allah'ın, bütün peygamberleri onun esasları doğrultusunda gönderdiği İslâm dini geneldir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

«And olsun Biz, her ümmet içinde: 'Allah'a kulluk edin ve tâğuttan sakının' diye bir elçi gönderdik» (16 Nahl 36).

«Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona.'Benden başka tanrı yoktur, Baha kulluk edin' diye vahyetmiş olmayalım» (21 Enbiyâ 25).

«Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor.Rahmân'dan başka tapılacak tanrılar yapmış mıyız?» (43 Zuhruf 45).

«Ey elçiler, güzel şeylerden yiyin ve yararlı iş yapın. Çünkü Ben yaptıklarınızı bilmekteyim. Ve işte bu ümmetiniz, bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, Benden korkun» (23 Mü'minûn 51-52).

«O size, dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi şeriat esası olarak koydu. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat kendilerini çağırdığın (bu) şey, Allah'a ortak koşanlara ağır geldi.» (42 Şûra 13).

«Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım» (51 Zâriyât 56).

Bir hadîs-i .şerifte de şöyle buyurulmaktadır:

«Peygamber (s.a.v.) Muâz b. Cebel'e. Yâ Muâz, Allah'ın kulları üzerindeki hakkını biliyor musun? diye sordu. Muâz diyor ki: Allah ve Resulü daha iyi bilir, dedim. Buyurdu ki: Onlar üzerindeki hakkı; O'na ibadet etmeleri ve ortak koşmamalarıdır. Peki ya kullar bunu yaptıkları takdirde, onların O'nun üzerindeki haklarını biliyor musun? Onları azaplandırmamasıdır» (Buhârî, Cihâd 46; Müslim, İman 48; İbn Mâce Zühd 35; Ahmed İbn Hanbel lll / 261).

İbn Abbas da:

«istediğin zaman Allah'tan iste. Yardım dilediğin zaman da O'ndan dile» buyurmuştur. (Tirmizî, Kıyâme 59; Ahmed İbn Hanbel l /293, 303, 307).

Korkma, sığınma, teslim olma ve tevbe, ibadet kapsamına girer. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

«(O peygamberler) Allah'ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar» (33 Ahzâb 39).

«İnsanlardan korkmayın, benden korkun» (5 Mâide 44).

«Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve âhiret gününe inanan, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başka kimseden korkmayanlar onarırlar» (9 Tevbe 18).

Hz. İbrahim, kavmiyle tartışırken şöyle demiştir:

«Ben, sizin ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Rabbim ne» dilerse o olur. Rabbim, bilgice her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ öğüt almıyor musunuz? Hem siz, Allah'ın size, (tanrı oldukları) hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben nasıl (O'na) ortak koştuğunuz şeylerden korkarım?. Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki topluluktan hangisi (tek Allah'a inananlar mı, yoksa Allah'a ortak koşanlar mı) güvende olmaya daha lâyıktır. İnananlar ve îmanlarını haksızlığa bulamayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır » (6 En'âm 80-82).

«Andlarını bozan, Resulü (Mekke'den) çıkarmaya yeltenen ve ilk önce kendileri sizinle savaşa başlamış olan bir kavimle savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer gerçekten inananlar iseniz, kendisinden asıl korkmanız gereken Allah'tır» (9 Tevbe 13).

«Benden sakının» (2 Bakara 41).

«Kim Allah'a ve Resulüne itaat eder, Allah'tan korkar ve O'ndan sakınırsa...» (24 Nur 52).

Hz. Nuh da kavmine :

«Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun, bana da itaat edin» (71 Nuh 3)demiştir. Böylece ibadet ve korkmayı Allah'a ait kılmış, kendisine de itaat edilmesini istemiştir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır :

«Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izniyle itaat edilmekten başka bir amaçla göndermedik» ( 4 Nisa 64) Hz. Hûd, Salih, Şuayb, Lût ve diğer peygamberler de:

«Allah'tan korkun, bana itaat edin» (3 Al-i İmrân 50; 26 Şuarâ 108, 110, 126, 131, 144 vs.) demişlerdi. Onlar, korkma ve sakınmayı Allah'a ait kılmış ve kendilerine de itaat edilmesini istemişlerdir. Aynı şekilde Kur'ân'ın pek çok yerinde: «Allah'tan korkun», «Allah'tan sakının», «Sizden önce kendilerine kitab verilenlere ve size Allah'tan korkun diye tavsiye ettik» buyurulmaktadır.

«İşte böyle...» Yazma nüshada silik. (Derleyen).

Yine şöyle demektedir:

«Yalnız O'na tevekkül eder ve yalnız O'na yönelirim» (11 Hûd 88).

«Rabbinize dönün, O'na teslim olun» (39 Zümer 54) .

Hz. İbrahim hakkında da:

«Rabbi ona. 'İslâm ol' demişti, 'âlemlerin Rabbine teslim oldum', dedi» (2 Bakara 131) . Belkîs de:

«(Artık) Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbi Allah'a teslim oldum» (27 Neml 44 ) demiştir. Yine şöyle buyurulmaktadır:

«Din yönünden hangi insan iyilik edici olarak kendini Allah'a teslim edip dosdoğru İbrahim dinine tâbi olandan daha güzeldir?» (4 Nisa 125).

«Hayır, kim işini güzel yaparak özünü Allah'a teslim ederse, onun mükâfatı, Rabbinin yanındadır» (2 Bakara 112 ).

«Hepiniz topluca Allah'a tevbe edin» (24 Nur 31) .

«Kim tevbe eder ve güzel amel işlerse, o, kabul edilir bir kimse olarak Allah'a döner» (25 Furkân 71).

«Yaratıcınıza tevbe edin» (2 Bakara 51).

«Allah'a yürekten tevbe edin» (66 Tahrîm 8).

Bağışlanmayı dileme konusunda da:

«Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayandır»(71 Nuh 10).

«Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin» (11Hûd 52 ), buyurmaktadır.

Yağmur duasıyla düşmanlar aleyhine yapılan duada olduğu gibi, rızık isteme ve yardım dileme konusunda:

«Siz rızkı Allah'ın yanında arayın, O'na tapın ve O'na şükredin» (29 Ankebût 17).

«Allah size yardım ederse, artık sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yüzüstü bırakırsa, O'ndan sonra artık size yardım edecek kim var? Mü'minler Allah'a tevekkül etsinler» (3 Âl-i İmrân 160)buyurmaktadır.

Yardım dileme konusunda:

«Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da dileğinizi yerine getirdi» (8 Enfâl 9).

Korunmayı isteme konusunda:

«Biliyorsanız (söyleyin) her şeyin melekûtu (mülk ve yönetimi) elinde olan, koruyup kollayan fakat kendisi korunup kollan(maya muhtaç ol)mayan kimdir, de. (Her şeyin yönetimi) Allah'a aittir, diyecekler. O halde nasıl büyüleniyorsunuz, de» (23 Mü'minûn 88-89).

Sığınma konusunda:

«De ki: Sığınırım ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkarana» (113 Felâk 1)

«De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine» (114 Nâs 1).

«Ve de ki: 'Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım. Ve onların yanımda bulunmalarından sana sığınırım Rabbim» (25 Mü'minûn 97-98).

«Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş olan şeytandan Allah'a sığın» (16 Nahl 98), buyurmaktadır.

Firavun'un ailesi içindeki mü'min kişinin dediği gibi, işi Allah'a havale etme hususunda da:

«Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kullan görür»(40 Mü'minûn 44)buyurmaktadır.

Peygamber (s.a.v.)'in uyumadan önce söylenmesini öğrettiği duayla ilgili hadîste:

Allah'ım, kendimi Sana teslim ettim, Sana yöneldim. İşimi Sana havale ettim, sırtımı Sana dayadım» (Buhârî, Tevhid 34; Deavât 5, 6, 8; Müslim, Zikr 56, 57, 68; Ebû Dâvud, Edeb 8; Nesâî, Zekât 1; İbn Mâce, Dua 35)buyurulmaktadır.

Yüce Allah, yine şöyle buyurur:

«Rablerinin (huzuruna) toplanacaklarına (inanıp bu durum)dan korkanları onunla uyar ki; kendilerinin O'ndan başka ne dostları, ne de şefaatçileri vardır» (6 En'âm 51).

«Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattı, sonra arş'a istiva etti. Sizin, O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur» (32 Secde 4).

Dost (veli), işlerinin hepsini üstlenen, şefaatçi ise, onda yardımcı olandır. Kulun Allah dışında bağımsız bir başka dostu ve belirli bir yardımcısı yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

«Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu, yine O'ndan başka kaldıracak yoktur ve eğer sana bir iyilik dilerse, O'nun keremini de geri çevirecek yoktur» (10 Yûnus 107).

«Allah, insanlara bir rahmet açtı mı onu tutan olmaz. O'nun tuttuğunu da O'ndan sonra salacak yoktur» (35 Fâtır 2).

«Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: 'Onlar hiçbir şeye güçleri yetmeyen, düşünmeyen şeyler olsalar da mı? De ki: 'Bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur» (39 Zümer 43).

«De ki: Allah'ı bırakıp da göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiçbiri Allah'a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza! O'nun yanında kendisine izin verilenden başka kimsenin şefaati fayda vermez» (34 Sebe' 22-23).

«O'nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir?» (2 Bakara 255).

«Allah dilediğine ve razı olduğuna izin vermeyince, göklerde bulunan nice meleğin şefaati hiçbir işe yaramaz» (53 Necm 26).

http://mehmetselimpolat.blogcu.com/allah-a-ibadet/860153

Yorum Gönder

Yorum Yazınız

Blog Listem

far-ling

Balıklar