27 Haziran 2009 Cumartesi

Kulun İradesi

Kulun İradesi

Soru:

Kul, bir fiili irade ettiği zaman onu işlemeye güç yetirebilir mi, yetiremez mi?

Bir günahı terk etmeyi irade ettiği zaman,o günahı terk etmeye kadir midir,değil midir?

Bununla beraber bir hayır işlediğinde onu Allah’a nispet eder, bir kötülük işlediğinde de bunu kendi nefsine nispet eder,bu nasıl oluyor?,

Cevap:

Allah’a hamdolsun.

Evet, kul Allah’ın kendisine vacip kıldığı bir ibadeti yerine getirmeyi, kesin bir şekilde istediği, irade ettiği zaman, buna kadirdir. Aynı şekilde kendisine haram kılınan bir günahı terk etmeyi kesin bir şekilde irade ettiği zaman da, buna kadirdir. Bunda müslümanlar ve diğer dinlerin mensupları görüş birliği içindedirler. Hatta Cebriye mezhebinin imamları da bu kanaattedirler. Daha doğrusu bu, İslâm dini açısından bilinmesi zorunlu bir husustur. Bu hususta sadece Cebriye’nin bazı aşırı kolları aykırı fikirler ileri sürmüşlerdir. Diyorlar ki:

Özü itibariyle imkânsız olan emirler şeriatta yer almışlardır. Buna kanıt olarak da yüce Allah’ın Ebu Leheb’e iman etmemesi kaçınılmaz olan şeylere iman etmesini emretmesini göstermişlerdir...

Bu değerlendirme, dört mezhep imamı, hadis ve tasavvuf imamları gibi İslâm imamlarının icmaı’na, görüş birliğine aykırıdır. Kaderi olumlayan ve olumsuzlayan kelâm imamlarının da görüşüne aykırıdır.

Mutezile ve benzeri grupların bu hususta görüş birliği içinde oldukları ise açıktır. Sıfatları olumlayan Ebu Muhammed b. Kilab, Ebu’l Abbas el-Kalanisi, Ebu’l Hasan el-Eş’arî, Kadı Ebu Bekir el-Bakıllani, Ebu Bekir b. Fevrek ve Ebu ishak el-İsferayini gibi kelâm imamlarının görüşü de budur. Üstad Ebu’l-Meali el-Cuveyni, Ebu Hamid el-Gazali, Ebu Abdullah Muhammed b. Kerram ve İbni Heysem gibi arkadaşları, Ebu Mansur el-Maturidi gibi Ebu Hanife’nin izleyicileri de bu hususta müttefiktirler. Müslümanların bu konuda görüş birliği içinde olduklarını birçok kişi zikretmiştir. Buna Ebu’l-Hasan ez-Zağuni’yi örnek gösterebiliriz. Bu hususta bazıları farklı görüşler söylemişlerdir. Ki, bunlardan biri de Ebu Abdullah er-Razi’dir.

Bunların Ebu Leheb kıssasını kanıt olarak göstermeleri yanlıştır. Çünkü yüce Allah, “mesed” suresini indirmeden önce Ebu Leheb’e iman etmesini emretmişti. Ama o küfürde ısrar edince, inatçı tutumunu sürdürünce azap tehdidini hakketti. Tıpkı Nuh kavminin azabı hak etmesi gibi:

“Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık asla inanmayacaktır.” (Hud, 36)

Dolayısıyla Ebu Leheb azabı hakkedince, yüce Allah da kendisine ilişecek olan azabı haber verdi. O sırada artık kendisinden yerine getirmesi istenen bir emre muhatap değildi. Şeriatta, emredilen fiillerin, kişinin yapabilirliği ve gücüyle ilintili olduğuna dair o kadar çok açıklama ve direktif var ki!

Nitekim peygamber efendimiz (s.a.v.) İmran b. Husayn’e şöyle demiştir:

“Ayakta namaz kıl. Buna gücün yetmiyorsa, oturarak kıl. Buna da gücün yetmiyorsa, o zaman yanın üzere yatarak kıl.” (Buhari, Taksiru Salat, 19; Tirmizi, Salat, 15 )

Müslümanlar, namaz kılacak kimsenin, kıyam, kıraat, rüku, secde, avret yerlerini örtme veya kıbleye yönelme gibi bazı yükümlülükleri yerine getirmekten aciz olması durumunda, bu yükümlülüklerin üzerinden kalkacağı hususunda görüş birliği içindedirler. Sadece, bir şeyi kesin olarak yapmayı irade ettiğinde ve bunu yapma imkânı bulunduğunda vacip olur. Aynı durum oruç için de geçerlidir. Müslümanların ortak görüşü şudur:

Yaşlı erkek veya yaşlı kadınlar orucu zamanında veya kaza ederek tutmaktan aciz iseler, oruç yükümlülüğü üzerlerinden kalkar. Sadece, bu durumda olan kimseler fidye vermeli midirler, yoksa vermemeli midirler?

Noktasında ihtilaf vardır. Ebu Hanife, Şafii ve Ahmed başta olmak üzere fakihlerin çoğunluğu fidye vermenin vacip olduğun savunmuşlardır. İmam Malik ise bu gibi kimselerin fidye vermelerinin gerekli olmadığını söylemiştir. Hac ibadeti ile ilgili olarak da aynı durum söz konusudur. Müslümanlar, hac görevini yerine getirmekten aciz olan kimsenin üzerinden bu yükümlülüğün kalkacağı hususunda görüş birliği içindedirler.

Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” (Al-i İmran, 97 )

Bu husustaki tartışma şununla ilgilidir:

Güç yetirme sadece malın bulunmasından mı ibarettir, Şafii ve Ahmed’de olduğu gibi, yoksa Malik de olduğu gibi sadece bedensel kudretten mi ibarettir?

Ya da Ebu Hanife’nin mezhebinde olduğu gibi,her ikisinin de bulunması gerekli midir?

Öncekiler, malı gasp edilen birinin malına niyabeten bu görevi yerine getirebileceğini söylerken, diğerleri bunun tersini savunmuşlardır.

Daha doğrusu bu konuda bilinmesi gereken şey, şeri yapabilirliğin emir ve yasaklarda şart olmasıdır. Yasa koyucu, bu konuda, zarar söz konusu olsa da fiilin mümkün olmasını yeterli görmemiştir. Bilakis, kul, fiile kadir olsa da, ortada bir zarar varsa, şeriatın birçok alanında, güçsüz olarak kabul edilmiştir. Su ile temizlenmek, hastaların oruç tutması, namazda kıyam ve benzeri hususları buna örnek gösterebiliriz. Bütün bu hususlarda şu ayetlerin hükmü göz önünde bulundurulmuştur:

“Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara, 185 )

“Allah, din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi.” (Hac, 78 )

“Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez.” (Maide, 6 )

Sahih bir hadiste Enes’ten şöyle rivayet edilir:

“Bir bedevi mescidde bevlini yaparken peygamberimiz (s.a.v.):

“Karışmayın! (Bevlini yapmasına engel olmayın) Çünkü siz kolaylaştırıcılar olarak gönderildiniz, zorlaştırıcılar olarak değil.” (Buhari, Vudu’, 58 )

Yine sahih bir hadiste peygamber efendimizin (s.a.v.) Muaz ve Ebu Musa’yı Yemen’e gönderirken onlara şöyle dediği rivayet edilir:

“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Birbirinizle uyumlu hareket edin. İhtilafa düşmeyiniz.” (Buhari, Meğazi, 60; Darimi, Mukaddime, 24 )

Buna benzer açıklamalar şeriatta sayılmayacak kadar çoktur.

Dolayısıyla, kullar, bir şeyi kesin olarak yapmayı irade ettiklerinde, Allah onlara aciz oldukları şeyi emretmiştir, diyenler Allah’a ve resulü’ne karşı yalan söylemişlerdir. Onlar, yüce Allah’ın haklarında şöyle buyurduğu iftiracılardır:

“Buzağıyı tanrı edinenler var ya, işte onlara mutlaka rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir. Biz iftiracıları böyle cezalandırırız.” (A’raf, 152 )

Ebu Kulab’e şöyle der:

Bu ayette, bu ümmetten kıyamet gününe kadar gelmiş gelecek tüm iftiracılar kast edilmiştir.

Fakat bununla birlikte şunu da bilmek gerekir ki, Allah’tan başka güç ve değiştirici kudret yoktur. Allah’ın dilediği olur, dilemediği de olmaz. Allah her şeyin yaratıcısıdır. Kulların da yaratıcısıdır. Kulların kudretlerinin, iradelerinin ve fiillerinin de.

Dolayısıyla O, her şeyin rabbi ve malikidir, O’nun dilemesi, izni, takdiri, kaderi ve kudreti olmadan hiçbir şey olmaz.


http://sites.google.com/site/teymiye/Home/kulun-iradesi

04 Haziran 2009 Perşembe

KUR'AN'da KULLAR'ın AMELLERİ

Kur’an kulların inandıklarından, inkâr ettiklerinden, amel ettiklerinden, kazandıklarından, itaat ettiklerinden, isyan ettiklerinden, namaz kıldıklarından, zekât verdiklerinden, hac ziyaretinde bulunduklarından, umre yaptıklarından, öldürdüklerinden, zina ettiklerinden, hırsızlık yaptıklarından, doğru söylediklerinden, yalan söylediklerinden, yediklerinden, içtiklerinden, savaştıklarından, muharebe ettiklerinden... söz eder.

Selef kuşağından hiç kimsenin ve de hiçbir imamın:
Kul fail değildir, seçme yetkisi yoktur, dilemez ve kudreti de bulunmaz, dediği duyulmuş değildir. Kul, mecazi olarak faildir, dedikleri de duyulmamıştır. Bilakis, bunlardan kelimeleri hakiki veya mecazi anlamında kullanarak görüş belirtenleri, kulun gerçek anlamda fail olduğunu vurgulamışlardır ve bu konuda aralarında görüş birliği vardır. Yüce Allah’ın, kulun zatının, sıfatlarının ve fiillerinin yaratıcısı olduğu hususunda da aralarında görüş ayrılığı yoktur.
Bunu ilk kez inkâr edenler Cehm b. Safvan ve izleyicileridir. Şöyle dedikleri anlatılır: Kul, mecburdur, zorlama altında hareket eder. Kesinlikle kula ait bir fiil yoktur. Kul, asla kudret sahibi değildir...

Cehm, Allah’ı sıfatsızlaştırma (sıfatları olumsuzlama) hususunda da son derece aşırıydı. Allah’ın, kullar için de kullanılan herhangi bir isimle isimlendirilmesini kabul etmezdi. Ona göre, Allah şey, diri (hay), alim (bilen) semi (işiten) ve basir (gören) olarak isimlendirilemezdi. Ancak mecazi anlamda bu isimler Allah ile ilgili olarak kullanılabilirdi. Anlatıldığına göre Cehm, Allah ile ilgili olarak kadir ismini kullanırdı. Çünkü ona göre, kul kadir değildir. Dolayısıyla Allah’a kadir dediği zaman, Allah’ı kula benzetmiş olmazdı.O da, bağlıları da, yüce Allah’ın yaratmasında ve emrinde bir hikmetin olmasını inkâr ederlerdi. Allah’ın rahmetinin olmasını kabul etmezlerdi.

Diyorlardı ki:
“Allah ne yaparsa, salt dilemesiyle yapar, bu dilemenin beraberinde rahmeti söz konusu değildir. Anlatıldığına göre, Cehm, yüce Allah’ın “erhamurrahimin” (merhametlilerin en merhametlisi) olmasını inkâr ederdi. Cüzzamlıların yanına gider, onlara baktıktan sonra:
Merhametlilerin en merhametlisi olan biri, şu adamlara yapılanlara benzer bir şey yapar mı? derdi.

Diyordu ki:
Kullar, işledikleri fiilleri yapmaya mecburdurlar, onların ne fiilleri vardır, ne de seçme yetkileri...
Cehm’in ortaya çıkması, Allah’ı sıfatsızlaştırma, cebir, irca (ertelemecilik) gibi konulara ilişkin fikirlerini yayması, Kaderiye ve Mutezile’nin ortaya çıkmasından sonra, Emevi devletinin son dönemlerine rastlar. Çünkü Kaderiyeciler, bundan önce, sahabe devrinin sonlarında ortaya çıkmışlardı. Cehm, Kaderiyecilere karşı geliştirdiği fikirleri dile getirmeye başlayınca, selef kuşağının mensubu bilginler bu görüşleri reddettiler. Mutezile ve benzeri grupların Kaderiyeci görüşlerini reddettikleri gibi. Her iki taifeyi de bid’atçı olarak nitelendirdiler.

Hatta cebir konusu ile ilgili olarak:
Kullar işledikleri fiillerde mecburdurlar, diyenleri de, mecbur değildirler, diyenleri de reddettiler.

İbni teymiyye
http://sites.google.com/site/teymiye/Home/ehl-i-suennet-ve-kaderiyecilere-goere-kader/4-fasil/kaderi-olumsuzlayanlarin-mecusilere-benzemesi/adem-guenah-islemesine-kaderi-gerekce-goestermemistir/muebahcilar-yahudi-ve-hiristiyanlardan-daha-koetueduerler/5-fasil/kur-an-da-kullarin-amelleri

03 Haziran 2009 Çarşamba

YAHUDİ ve HIRİSTİYANLAR'ın YALANLARI

Maide ve Tevbe Sureleri

5/44- Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu halde siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.

5/62- Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

5/63- Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

5/82- (Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah’a ortak koşanlar olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en yakınının da “Biz hıristiyanlarız” diyenler olduğunu mutlaka görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.

9/31- (Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hırıstiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.

9/34- Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.

Maide Suresi:

42.
Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.

43.
Yanlarında içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir.


44.
Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu halde siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.

45.
Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.

Tevbe Suresi:

27.
Sonra Allah, bunun ardından yine dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

28.
Ey iman edenler! Allah’a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.


29.
Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.

30.
Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler. Hırıstiyanlar ise, “İsa Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkar etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!

31.
(Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hırıstiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.
Diyanet Meali

Kur'an